|
(1277- 1322)
Türkiye Selçukluları’nın meşhur devlet adamı
Muîneddin Süleyman Pervane’nin ölümünden sonra onun oğlu tarafından Sinop,
Kastamonu ve çevresinde kurulan Türk beyliği. Sinop, 1214’te Trabzon Rum
İmparatorluğu ile girişilen mücadele sonucunda Türkiye Selçuklu Sultanı I.
İzzeddin Keykâvüs (1211-1220) tarafından fethedilmişti. Ancak bu şehir daha
sonra Türkiye Selçuklu Devleti’nde yaşanan iç karışıklıklar nedeniyle elden
çıkmıştı(657/1259). Pervâne Muîneddin Süleyman (1262-1277), İlhanlı Hükümdarı
Abaka’dan izin alarak Sinop’u Trabzon Rum İmparatorluğu’ndan geri almak için
hazırlıklara girişti. Yaklaşık bir yıl süreyle karadan ve denizden kuşatılan
şehir, 664/1266’da ele geçirildi. Bu başarı ile Pervâne’nin nüfuzu bir kat daha
arttı ve Sultan IV. Kılıç Arslan’dan Sinop’un kendisine temlik edilmesini
istedi. Sultan bu duruma karşı çıkmasına rağmen Moğollar’dan destek gören
Pervâne’nin isteğini kabul etmek zorunda kaldı. Pervâne Muîneddin Süleyman,
merkezdeki önemli görevi dolayısıyla kendi adına Sinop’u idare etmek üzere oğlu
Muîneddin Muhammed’i görevlendirdi. Pervâne Süleyman, 1277’de İlhanlı Hükümdarı
Abaka tarafından öldürülünce oğlu Muhammed bağımsızlığını ilân ederek Sinop’ta
tarihte “Pervâneoğulları” diye bilinen beyliği kurmuş oldu (1277).
İlhanlı hükümdarı Mahmud Gazan Han’ın Anadolu’ya gönderdiği
adamlarından Baltu adındaki emîr, Anadolu’da güç kazandıkdan sonra Gazan Han’ın
itaatinden çıkınca Gazan Han, onu cezalandırmak için Anadolu’ya Kutluğ Şah
kumandasında 30.000 kişilik bir ordu gönderdi. Baltu Noyan kaçıp Ermeni
tekfuruna sığındı ise de yakalanarak Tebriz’e gönderildi ve burada Gazan Han’ın
emriyle idam edildi. Baltu giriştiği bu isyana Türkiye Selçuklu Sultanı II.
Gıyâseddin Mesud’u da sürükleyince o da Gazan Han’ın huzuruna çıkarılarak
yargılanmıştır. Yargılama sonunda her ne kadar suçsuz olduğu anlaşılmış ise de
tahtdan indirilerek yerine III. Alâeddin Keykubâd tayin edilmiştir(1298). Bu
zamanda Moğollar Selçuklu Devleti’nde ileri gelen makamlarda da değişiklikler
yaptılar. İşte bu makamlardan biri olan Pervânelik makamına da Muîneddin
Süleyman Pervâne’nin oğlu Muîneddin Muhammed tayin edildi.
Türkiye Selçuklu Devleti Baltu İsyanı’ndan sonra idârî bakımdan dört
bölgeye ayrıldı. Her devlet adamı kuvvetleriyle kendine ayrılan bölgeyi idare
etmek üzere o bölgeye hareket etti. Muîneddin Muhammed de Kastamonu
tarafına hareket etti. Kastamonu ve civarında bulunan pek çok kişi Muhammed
Bey’in etrafında toplandı. Babası Muîneddin Süleyman’ın eski adamları ve
hizmetçileri de her taraftan akın akın onun huzuruna gelerek hizmetine girdiler.
Muhammed Bey böylece büyük güç ve kudret kazandı. Ancak onun etrafında toplanmış
bazı kötü niyet sahibi kişiler Muhammed Bey’e son derece yanlış ve tehlikeli
tavsiyelerde bulunarak onun güvenini kötüye kullandılar. Bu kötü niyetli
adamların aklına uyan Pervâne Muhammed Bey kendi idaresi altında bulunan
bölgelerde koyduğu ağır vergilerle halka zulmetmeye başladı. Aldığı vergileri
etrafına topladığı çok sayıdaki askerine harcıyordu. Daha sonra Muhammed Bey
ordusuyla Çankırı’ya ulaştı ve burada yağma ve talan yaptı. Şehirde para,
hububat, hayvan vs. ne varsa hepsine el koydu. Çankırı bölgesinin Türk
askerlerinin ücretlerine varıncaya kadar her şeyi gaspetti. Buradan Konya’ya
yöneldi. Konya’ya ulaştığında da aynı şeyleri yaptı. Müstevfî Asîleddîn ve
Tuğracı Muzaffereddîn onu uyararak tuttuğu yolun yanlış olduğunu hatırlattılar.
Ancak Muhammed Bey onların sözüne kulak asmadı. O, Asîleddîn’i ve
Muzaffereddîn’i de cezalandırarak mallarına el koydu. Konya’daki görevlileri
kendi isteği doğrultusunda belirledikten sonra Kastamonu’ya hareket etti. Yolda
uc güzergâhında bulunan Türkler ona karşı hücuma geçtiler. Ancak yapılan savaşı
Muhammed Bey kazandı ve burada da çeşitli ganimetler elde etti. Bundan sonra
Seferihisar (Sivrihisar)’a varınca oranın bütün geçmiş ve gelecek vergi ve
gelirlerine el koydu. Aslında burası Türkiye Selçuklu Devleti’nin Nâib-i
Saltanat makamında bulunan Mücîreddîn Emîr-Şâh’a ait idi. Ancak Muhammed Bey ne
Konya’yı ne de İlhanlı hükümdarını dinliyordu. Tam bir isyan bayrağı açmış
dönüşü olmayan bir yola girmişti. Onu Moğollar’dan önce, yakalandığı amansız
hastalık durdurdu. Muîneddin Muhammed 1297 yılında öldü.
Yaklaşık yirmi yıl kadar Pervâneoğulları Beyliği’ni idare eden
Muîneddin Muhammed babası Süleyman Pervâne gibi ilme düşkün olup ilim
adamlarını himaye ederdi. Müeyyedüddin-i Cendî ismindeki bir âlim Sinop’ta telif
ettiği Asâr-ı Ahadî ve Esrâr-ı Ahmedî adlı eserini Muîneddin Muhammed’e
sunmuştur. Muhammed’in ölümünden sonra beyliğin idaresini Pervâne Muîneddin
Süleyman’ın torunu Mühezzibüddin Mesud ele aldı. Mesud Bey, Moğollar’la iyi
geçinerek bunlardan herhangi bir tehlikenin gelmesine engel oldu. Beyliğinin
sınırlarını da genişletmek suretiyle Bafra ve Samsun’u ele geçirdi. Ancak Mesud
Bey, Cenevizliler’in kurduğu bir tuzağa düşerek esir edildi ve Ceneviz
müstemlekesi olan Kefe’ye götürüldü. Mesud Bey, Cenevizliler’in elinden ancak
çok ağır miktarda bir fidye ödemek suretiyle kurtulabildi(1298). Mesud Bey 1300
yılında Sinop’ta vefat etti. Yerine oğlu Gazi Çelebi geçti. Gazi Çelebi,
donanmaya önem verdi. O, önce Trabzon Rum imparatoru ile analaştı daha sonra da
oluşturduğu deniz kuvvetleri ile Kırım ve Kefe taraflarına sefer düzenledi. Gazi
Çelebi bir Ceneviz donanmasını Kefe yakınlarında mağlup etti(1313). 1319 yılında
da Trabzon’a karşı hücuma geçti. Cenevizlilerin 1322’de Sinop’a karşı
düzenledikleri saldırıyı geri püskürttü. Gazi Çelebi’nin yerine geçebilecek bir
erkek çocuğu yoktu. Onun bundan dolayı Candaroğlu Süleyman Paşa’nın hâkimiyetini
tanıdığı söylenir. Kaynaklar Gazi Çelebi’nin hükümete geçtiği zaman geniş bir
ülkeye sahip bulunduğunu hatta İlhanlı hükümdarı tarafından verilen bir yarlığda
“kalemrev-i hükmünün Anadolu’nun hemen nısfına şâmil olduğunu” kaydederlerse de
olayların akışına baktığımız zaman onun hâkimiyetinin Sinop ve civarıyla sınırlı
olduğu anlaşılıyor. Bir süreden beri siyasî karışıklıklara sahne olan Anadolu bu
devirde artık büsbütün İlhanlılar’ın nüfuz ve hâkimiyeti altında idi. Bu
bakımdan Gazi Çelebi kara savaşlarıyla uğraşmanın İlhanlılar’ın düşmanlığını
çekeceğinden bundan kaçınarak Karadeniz’in doğu ve kuzey sahillerinde bulunan
Rumlar ile Cenevizliler’e karşı sefer düzenlemekle meşgul oldu. Bunlara karşı
yaptığı savaşlarda başarı kazandı. Bu hususta Osmanlı tarihçisi Gelibolulu
Mustafa Âlî Künhü’l-ahbâr adlı meşhur eserinde “Gazi Çelebi Sinop iskelesinde
bulunurdu. Gemiler yaptırıp Ruslar’a Çerkes’e ve Kefe’de bulunan Cenevizliler’e
karşı gaza yapıyordu” demektedir. Gazi Çelebi Sinop’ta 22 yıl kadar süren
hükümeti esnasında gerek Rumlar’ın ve gerek Cenevizliler’in eski tecavüzlerini
kırmış onları sindirmişti. Hele Cenevizliler Gazi Çelebi ile hoş geçinmenin
lüzumunu tamamıyla anlamışlardı. Bir aralık Cenevizliler ile bozuşan Trabzon Rum
İmparatoru Gazi Çelebi’ye Sinop’taki Ceneviz ticaret evlerinin yıkılması için
tehdit ettiği halde onun buna hiç ehemmiyet vermemiş olduğunu batı kaynakları
kaydederler.
Meşhur Arap seyyahı İbn Battûta’ya göre Gazi Çelebi fevkalâde cesur
biri idi. Denizcilikte büyük bir mahareti vardı. Fakat bu önemli vasıflarına
rağmen fevkalâde esrarkeş idi. Gazi Çelebi bir gün avda bir geyiği kovalarken
ağaca çarparak öldü (722/1322). Gazi Çelebi’nin erkek çocuğu olmadığından
ölümünden sonra kızı bir müddet babasının yerine geçti ise de o dönemde
Kastamonu’da hüküm süren Candaroğlu Süleyman Paşa Sinop’taki karışıklar
dolayısıyla Trabzon Rum İmparatoru’nun bu şehri işgal edebileceğini düşünerek
Sinop’u derhal kendi ülkesine ilhak etti (723/1323). Böylece Gazi Çelebi’nin
ölümünden çok kısa bir süre sonra Pervaneoğulları Beyliği tarih sahnesinden
çekilmiştir(1322). Süleyman Paşa buraya vâli olarak oğlu İbrahim Bey’i gönderdi.
Sinop’a bir zamanlar Hatun İli denilmiş olması muhtemelen bu şehrin bir müddet
için Gazi Çelebi’nin kızı tarafından idare edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Gazi Çelebi’nin türbesi büyük dedesi olan Muîneddin Süleyman Pervane’nin
Sinop’ta yaptırdığı medresenin sağ tarafındaki küçük bahçe içindedir. Buraya
medrese içinden ve küçük bir kapıdan girilir. Kabrin bulunduğu bu mahallin
önceleri üstünün kapalı olduğu medrese duvarının kenarındaki izlerden
anlaşılmaktadır. Gazi Çelebi’nin mezar taşı Selçuklu sanatı tarzında yapılmış
uzun bir mermer sandukadan ibarettir. Bu sandukanın baş ve ayak taşlarında Gazi
Çelebi’nin ve babasının adıyla kendi ölüm tarihi yazılıdır. Pervâneoğulları
zamanında Sinop ve civarında yaptırılan bazı eserler günümüze kadar
gelebilmişlerdir. Bunlar arasında Pervâne Muîneddin Süleyman tarafından 666
(1267-1268)’da yaptırılan Sinop Ulu Camii en önemlisidir. Muîneddin Süleyman
Pervâne tarafından Sinop’un muhasara ve Rumlar’ın elinden alınışı hatırası
olarak şehir içinde bir medrese inşâ ettirilmiştir. Pervâne tarafından
yaptırılan bu medrese gerek evkâf kayıtlarında ve gerek halk ağzında yanlış
olarak Alâaddîn Medresesi olarak bilinir. Sinop’ta Selçuklular zamanına ait olup
günümüze kadar mevcudiyetini muhafaza eden tarihî eserler arasında önemli bir
yeri olan bu ilim müessesesi Ulu Cami’nin hemen arkasındadır. Kesme taştan
yapılmış bu binanın güney tarafındaki cephesinde kenarları mermer sütunlu
genişçe bir avlusu olup bunun iki tarafında 16 hücre mevcuttur. Bunların dışında
Süleyman Pervane Medresesi ve Pervane Türbesi de sayılabilir.
Bibliyografya:
Ahmed Tevhid, “Rûm Selçûk Devleti’nin İnkırazıyla Teşkil Eden Tavâif-i
Mülûk’dan Sinob’da Pervânezâdeler”, Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası, (İstanbul
1328), I, 253-257; Aksarayî, Müsâmeretü’l-ahbâr ve müsâyeretü’l-ahyâr, (nşr.
Osman Turan), Ankara 1944, s. 209, 217-218, 242-244, 247-248, 256-257, 260,
265-266 (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 2000, s. 168, 174-175, 195-196, 199-201,
206-207, 209, 214-215; Bertold Spuler, İran Moğulları, (çev. Cemal Köprülü),
Ankara 1987, s. 65,84-85; Besim Darkot, “Sinop”, İA, X, 685; Claude Cahen, Pre-Ottoman
Turkey, (trc. Yıldız Moran, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler), İstanbul
1984, s. 303-304; a.mlf., “Ghz elebı”, EI2, II, 1045; Hüseyin Hüsameddin, Amasya
Tarihi, İstanbul 1330-1332, I, 115-116, 326; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu
Beylikleri, s. 148-149; J.H.Kramers, “Muin-üd-dîn”, İA, VIII, 556-557; M. Ülkü
Taşır, “Sinop’ta Selçukîler Zamanına Ait Tarihî Eserler”, Türk Tarih,
Arkeolografya ve Etnografya Dergisi, (İstanbul 1949), s.115, 140-143, 146-147;
Mikâil Bayram, “Pervaneoğulları Zamanında İlmî Çalışmalar”, Birinci Tarih
Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, (13-17 Ekim 1986), Samsun 1988,
s.383-387; Müneccimbaşı, Câmiud-düvel, (nşr. ve trc. Ali Öngül), Câmiud-Düvel
Selçuklular Tarihi, Anadolu Selçukluları ve Beylikler, İzmir 2001, II,
124,133,135; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1993, s.
626-631.
Dr.Muharrem Kesik / İst.Üni.Ed.Fak.Tarih Bölümü


|